Türkü bilmeyen Türk’ü bilemez

Kasım8

“Eskiler derlerdi ki türkü bilmeyen Türk’ü bilmez!” Doğru bir söz. Nasıl ki bazı müzik türleri bilinmeden bazı sosyal analizler yapılamaz; türkünün kodlarını çözmeden bu topraklarda yaşayan insanların ruh halini analiz etmek mümkün değildir.

Ne zaman geldi, ne zamandan beri masamda beklemekteydi bilemiyorum; geçenlerde fark ettim Yozgat Valiliği’nin gönderdiği CD’yi. Valilik güzel bir şey yapmış ve Yozgat türkülerini bir araya getirmiş. Türküler güzel, sanatçı seçimleri isabetli. Araya bayram yolculuğu girince bu CD’yi birkaç kez dinleme fırsatı buldum. Bazı sözlerindeki zarafet beni başka dünyalara götürdü. Yozgat’a vardığımda bir ara bahsi geçti bu mütevazı çalışmanın. Bazı cümlelerin bilgece ama çok duru bir şekilde ifade edildiğini söyledim. Babamdan ilginç bir yorum geldi: “Evladım, eskiler derlerdi ki türkü bilmeyen Türk’ü bilmez!” Bu sözün üzerine gerçekten düşünmek gerekiyor.

Devamını Oku »

Hiçbir İyilik Cezasız Kalmaz…

Eylül19

“Bundan 11 yıl önce insanlık adına doğru, düzgün ve dürüst bir adım atmıştım. Yapmaya başladığım tv programının adı ‘Deniz Feneri’ydi. Bir yıl içinde Deniz Feneriyle aynı adı taşıyan bir yardımlaşma derneği oldu. 1998 yılında kurulan bu derneğin 2002 yılına kadar başkanlığını yaptım.

Ayrıldıktan sonra Nisan 2008’e kadar sözleşmem icabı sadece sunuculuğuna devam ettim. Ben işin başında, insanlık adına doğru bir adım atmıştım; gerisi insanlığa kalmıştı. Şimdi yıllar önce böyle bir işe başladığıma pişman olup olmadığımı sorarsanız, bu işe başladığıma kesinlikle pişman değilim. 11 yıl bu ülkenin dağını-taşını, köyünü-bucağını gezip yüz binlerce kişinin duasını duydum.

Gözlerimin önünde yüz binlerce kişinin karnı doydu, binlerce kişi ev-bark, iş-güç ya da sıhhat sahibi oldu. Yine her şey tv ekranlarında yüz binlerce seyircinin gözü önünde cereyan ediyordu. Şahit olduğum her iyilik gerçekti, doğruydu ve belgelenmişti. Ama bir de mutlak gerçek vardı ; “hiçbir iyilik cezasız kalmazdı”.

Son günlerde, Almanya’da kurulmuş olan “Almanya Deniz Feneri e.v” isimli derneğin iki yöneticisi için görülmekte olan davanın iddianamesine dayanarak, henüz dava sonuçlanmadan, neredeyse tüm Deniz Feneri camiasını kapsayan acımasız idialar içeren haber ve yazılar nedeniyle derin bir ızdırap içerisindeyim.

Davanın sonucu ne olursa olsun, sadece ’de değil dünyada 40 kadar ülkeye ismini yazdırmış olan Deniz Feneri’nin tamamıyla yeryüzünden silinme çabasının; insanlık dışı, acımasızca, kin ve nefret dolu bir teşebbüs olduğu kanaatindeyim. Şu an beni şahsen başımıza gelmiş veya gelecek olan üzücü tutumlar değil, şayet Deniz Feneri yeryüzünden silindiği takdirde, şu an hala bu organizasyondan yardım alan, karnı doyan, barınma ve sağlık yardımı alan yüz binlerin halinin daha sonra ne olacağı düşüncesi beni inanılmaz bir üzüntü denizinin içine çekmektedir.

Başımıza gelmesi imkânsız diye düşündüğümüz şeyleri yaşamaktan ibarettir hayat. Bu gün benim hakkımda kim ne düşünür veya söylerse söylesin, ben sahip olduğum iki evladıma, bir “utanç hikâyesi” değil, bir “insanlık efsanesi” miras bıraktığıma eminim. Fakat ısrarla bana da asılsız bir utanç yaftası yakıştırmaya çalışanlar bilmelidir ki; “kimse bu dünyada yaptığını yaşamadıkça can vermez”.

Uğur Arslan

11 Eylül 2008

Öz YouTube

Ağustos12

Neredeyse adı unutulacak olan video paylaşım sitesi için ortaya çıkan formüller, aklı başında bilgisayar kullanıcılarını güldürmeye devam ediyor.

Video paylaşım sitesi YouTube‘un 3 aydan fazla bir süredir kapalı kalmasına çözüm olarak; site kapatma işlerinden sorumlu olan Türk Telekomünikasyon Kurumu‘nun basına yansıttığı çözüm, interneti neremizle algıladığımıza en güzel örneklerden biri oldu ve geleceğimiz konusunda da ipuçları vererek bizi hüzünlendirdi.

Budanmış YouTube veya Öz YouTube

Bu kararı alan kişilerin, YouTube‘a ne sıklıkla girdiği veya hayatlarında bir video paylaşım sitesine içerik gönderip göndermediği konusunda ciddi şüphelerim var. Komedi filmi gibi gelişen olayların bu sahnesine geçmeden önce alınan kararları tekrar hatırlamakta fayda var;

:: Youtube.com.tr veya Youtube.tr adresi açılacak
:: Bu adreslerden girildiğinde istenmeyen videolar görünmeyecek
:: YouTube Temsilciliği kurulacak.

Bu kadar zekice bir çözümü ancak biz bulabilirdik ve başardık. Peki, durumu kara mizaha çeviren sonuçlar neler?

:: İstenmeyen videolar, Youtube.com adresinde yayınlanmaya devam edecek.
:: Youtube.com‘da yapılamayan, Youtube.com.tr’de nasıl yapılacak?

Hem Google Hem de TK Düşünmeli

Bu komediye imza atan 2 taraf var.

Birinci tarafta, dünyanın internet devi Google bulunuyor. YouTube‘un da sahibi olan firma, ‘yi sadece reklam pazarı gelişmekte olan nüfusu yoğun bir ülke olarak görüp, ofisinin yapılanmasını sadece reklam gelirlerini kontrol etmeye yönelik kurduğu için, zamanla büyüyen bu soruna çözüm getiremedi.

Ne mahkemelerle sıkı iletişim kurabildi ne de istenmeyen videoların kullanıcılar tarafından kolayca şikayet edebilmesi için Türkçe arabirim hazırladı. Maalesef, bu kafayla iş yapmaya da devam ediyorlar.

Diğer tarafta ise resmi kurumlarımız bulunuyor. Zamanında, yerli video paylaşım sitelerine gereken altyapıyı sağlayamadığı ve korkunç miktarlarda olan barındırma (hosting) ücretlerinden dolayı ‘deki kullanıcıları YouTube veya Metacafe gibi sitelere yönlendiren Ulaştırma Bakanlığı, bu kurumların başını çekiyor.

İşin bir de istihbarat kısmı var o da YouTube‘un şansızlığı olsa gerek. Üst rütbeli askerlerin ve bürokratların gizlice yapılmış kayıtlarının YouTube üzerinde yayınlanması, site üzerinde tam denetim ihtiyacını ortaya koyduğundan dolayı bu kadar baskı altında olması da, yaşadıklarımızın nedenleri arasında.

Bir umut olarak youtube.com.tr‘nin açılmayacağını düşünüyorum.

Hakkı Alkan

12 Ağustos 2008

Shifdelete.net

Yaşar Kemal

Temmuz11
Mehmet Ali Erbil’in programında (ÇarkıfelekKanal 1) üç hanım “yarışmacı” vardı.
Erbil bazen bir “atasözü” soruyor.
Bazen bir “deyim.”
Bazen de “sebze… Meyve.”
Yine “soruyu” sordu.
“İpucu olarak da” bazı harfler verdi.
Sorduğu bir “yazarımızdı.”
Birinci yarışmacı “bilemedi.”
İkincisi “bilemedi.”
Üçüncüsü yine “bilemedi.”
Mehmet Ali Erbil “hem üzüldü…” Hem de “ipucu vermeye” devam etti:
- İnce Memed’in yazarıdır.
“Yarışmacılarımız” bilemediler. Erbil “yazarın diğer kitaplarını” saydı.
Yarışmacılar “bilemediler.”
Erbil “çok ünlü… Nobel’e aday gösterilecek kadar ünlü… Dünya çapında… Eserleri pek çok ülkede yayınlandı” diye ipucu vermeye devam ettiyse de…
Yarışmacıların yanıtı değişmedi:
- Bilmiyorum.
Sağ olsun Mehmet Ali Erbil “o ağabeyimizdir, büyüğümüzdür, milletçe gururumuzdur, ellerinden saygıyla öpüyorum” diyerek “Yaşar Kemal’in” adını söyledi.
Büyük yazarımızı “stüdyodakilere alkışlattı.”

Kusur kimde?
“Eğitim sisteminde” mi?
Bilemiyoruz.
Bildiğimiz ise…
Toplumda “argonun, küfürlü konuşmanın” yaygınlaştığı…
Ve “TV’de yarışmaya çıkacak cesareti, özgüveni gösteren” 3 kişinin, 3′ünün de “İnce Memed’i, Yaşar Kemal’i hiç duymamışlığı.”

Yavuz Donat

11.07.2008

Sabah

Laik Yaşam Biçimi

Haziran24

Geçen gün içi dondurmalı bir top irmik helvası yerken aniden endişelendim: Bu tatlı, laik yaşam tarzına uyuyor muydu? Helva, ölülerin ardından da kavrulur, sadece dualarda, mevlitlerde değil, kandillerde filan da yapılırdı. Laik yaşam tarzı açısından netameli geldi, neyse ki Bodrum’daydık, Yalıkavak Marina’daki Bitez Dondurması’nın üzüm tanelerinin bir gece konyakta bekletildiği o olağanüstü çikolatalı dondurmasıyla telafi imkânı vardı.

Yeme-içme kültürü, life-style meselesinin merkezinde yer alıyor, o yüzden laik yaşam tarzına harfiyen uyulup uyulmadığının hesabına mutfaktan başlanabilir:

Devamını Oku »